Liderlik insanlara sonradan bahşedilen bir haslet değildir. Bazı insanlar gerçekten de doğuştan liderdirler. Onlara ihtiyaç duyulan koşullar oluştuğunda, bu vasıflarıyla derhal ön plana çıkarlar. İçinde bulundukları kitleyi hareket geçirirler; gruplara, topluluklara, toplumlara önderlik yaparlar. Bu onların doğasında vardır. Bambaşka bir auraya, benzersiz bir öz güvene sahiptirler. Fenerbahçe Basketbol Takımı'nın Coach'u Zeljko Obradoviç de işte böyle bir liderdir. Antrenörlüğe adım atması da onun lider karakterinin bir sonucudur. Aşağıdaki başlangıç hikayesi bunun en somut örneğidir. 1991 yılının sıcak bir Temmuz günüydü. İki spor adamı, Belgrad'daki bir restoranda bir yandan akşam yemeği yiyor, bir yandan da hararetli hararetli konuşuyordu. Aynı zamanda iki yakın dost olan bu iki sportif figür, Partizan Basketbol Takımının Sportif Direktörü Dragan Kicanovic ile Takım Kaptanı Zeljko Obradoviç'ten başkası değildi. Sık sık bir araya geldikleri için başlangıçta rutin bir akşam yemeği gibi gözüküyordu. Biraz spordan bahsettiler, biraz hayattan, biraz da gelecekten... En çok da takımları Partizan'ı konuştular. Kicanovic bir ara derin bir iç çekti. Sıkıntılı bir hali vardı. Başını iki yana salladı ve Obra'ya Partizan'la ilgili yeni sezona dair endişelerinin olduğunu söyledi. Ve devam etti: Zeljko, gelecek sezon için coach'umuz yok! Obradovic ise sakin bir şekilde arkadaşını dinledikten sonra Kicanovic'e döndü: Sizin için önerebileceğim bir coach var! Kicanovic birden doğruldu ve dostuna sordu: Kimdir bu isim, merak ettim doğrusu! Obradoviç kendinden emin bir şekilde elinin ayasını göğsüne vurarak yanıtladı: Ben! İşte dünya basketbolunun yaşayan en büyük efsanelerinden Zeljko Obradovic'in zaferlerle, başarılarla, kupalarla dolu destansı hikâyesi 28 yıl önce böyle başladı.

Benzer Kitaplar